Saat 20.00’de apartman kapısından içeriye girdim. Son anda saat 18.00’de yapılacak toplantı çıkmasaydı daha erken evde olmayı planlamıştım. Sabahtan beri giydiğim ayakkabı ayağımı vurmuştu, merdivenleri çıkmadan önce aşağıdan zile bastım. Kapı açılır açılmaz yukarıdan “Anneee!” diye bir ses duydum. Merdivenden aşağıya koşmaya başladılar. Yaklaşınca ikisi birden üst basamaktan kucağıma atlayıverdi. Elimdeki çanta, torbalar dört bir yana dağıldı. Tabi ki önemi yoktu, çünkü ben de onları çok özlemiştim. Hem böyle sevgiyle karşılanmayı kim istemezdi ki?

Çantaları toplayıp eve girdik. Büyük kızım “Annee bugün ne oldu biliyor musun…” diye anlatmaya başlamıştı ki tam o sırada müdürüm aradı. Onu zar zor duyabiliyordum. Konuşmamız biter bitmez, ufaklık kucak istiyordu, onu kucağıma aldım. Üstümü değiştirdim, karnım açtı ama çocuklar oynamak istiyordu, “Tamam” dedim.

Yere oturduk, lego oynamaya başladık, o sırada whatsapp gruplarımdan mesajlar gelmeye başlamıştı. Çocukların okul whatsapp grubundaki veliler arasında bir doğum günü daveti konuşuluyordu. Telefon dıt-dıt diye sürekli ötüyor, legodan gözüm telefona kayıyor kim ne yazmış ona bakıyordum. Bundan rahatsız olan minnaklar beni oyun dışında bıraktılar.

O sırada telefonun kırmızı ışığı yandı, e-posta gelmişti, bu saatte geldiğine göre önemli bir e-posta olabilirdi. Zaten iş telefonu her daim bakılsın diye verilen bir şeydi. E-postayı açtım, cevap yazmak durumundaydım. Çocukları babaya devredip cevap yazmak için mutfağa gittim. E-postayı yazdım, ancak o sırada whatsapp yazışmaları devam ediyordu, onlara da bir iki cevap yazdım. Bütün gün sosyal medyaya hiç bakmamıştım. Bir bakayım derken saatin 21.00 olduğunu fark ettim. Evet dijital dünya insanı içine çekiyordu. Çocuklarınsa yatma vakti çoktan gelmişti.

Son dönemde Z kuşağı çocukların dijital bağımlılıklarına dair pek çok yazı okuyorum. Çocuklar bağımlı ama biz süperiz değil mi? Kendime baktığımda aslında en çok kendimin bağımlı olduğunu görüyorum. Ben bu bağımlılıktan özgürleşmedikçe çocuklarım da beni modellemeye devam edecekler. Küçük ya da büyük herhangi bir ekran hayatımda yer kaplıyorsa onların hayatında da yer kaplayacak. Dijital ekranlar konusunda ben kendime sınır koymalıyım ki çocuklarım da kendilerine sınırlar koyabilsinler.

Biz dial-up bağlantı çocuklarıyız, bizim gençliğimizde internet, açılan ve iş bitince de kapatılan bir şeydi. Ancak internetin her an erişilebilir olması ve sosyal ağlarla özellikle cep telefonu bağımlılık derecesinde hayatımıza girmiş durumda. Dünyanın pek çok bölgesinde dijital bağımlılık çocuklar ve yetişkinler için “ekran bağımlılığını iyileştirici merkezler” açıldı. Ve hatta Türkiye’de dijital bağımlılık nedeniyle psikologlara başvuran pek çok ebeveyn var. Ekran bağımlılığı insan psikolojisini olumsuz etkiliyor ve anne baba çocuk arasında ilişkiye engel oluyor.

Bu bağımlılık nedeniyle hayatımıza giren kavram; “dijital detoks”. Dijital detoks belli bir zaman diliminde akıllı telefon, televizyon, bilgisayar gibi tüm cihazlardan süreli ya da süresiz olarak kendimizi mahrum bırakma hali.

Türkiye’de günde ortalama beş buçuk saat TV izlendiğini, internette üç buçuk saat geçirildiğini düşünürsek, dijital detoks yapmanın tam zamanı. Üstelik bu üç buçuk saatlik internet zamanının üç saati de sosyal medyada geçiyor.

O zaman baştan alalım… Çocuğuna birer yetişkin olduğunda gülümseyerek hatırlayacağı çocukluk anıları armağan etmek için nelerden vazgeçebilirsin?

  1. Sosyal medyadan?
  2. Telefonundan?
  3. Erken başlayan televizyon dizilerinden?
  4. Gece gelen e-postalardan?

Maalesef çocukluk anıları satılmıyor ve çocukluk çağı ancak bir kez yaşanıyor. Bu anları kaçırmamak için an’da olmak, an’da ve çocuğunla kalmak ve en azından günün belli bir bölümünden dijital cihazlardan uzak durarak geçirmeye var mısın? Bir sıcak dokunuşla çocuğunun hafızasına yetişkin olduğunda hatırlayacağı anı tohumları ekebilirsin.

Peki Nasıl Yapalım?

  • Günün belli bir zamanında kendine bir dijital detoks uygulamak için davet ediyorum seni. Ben akşamları sadece çocuklara ayırmak istediğimden o saatlerde uygulamak daha iyi geliyor. Senin için günün hangi zamanı daha iyiyse seçebilir misin?
  • Çocuğunla birlikte evde olduğun andan itibaren telefonunun sesini kısıp ve titreşimi de kapatarak, telefonunu göremeyeceğin bir yere bırakabilirsin (seni merak edecek biri varsa, eşin gibi, ona haber vermeyi unutma)
  • Örneğin işten eve saat 19.00’da geldin. Çocuğun 21.00’de uyuyor. O iki saat aralığında cep telefonunu hiç eline almasan? Bu süreçte çocuğunla göz göze iletişim kur, birlikte gül, dans et ve eğlen. Çok yorgunsan bir şarkı söyleyin birlikte. Ya da birbirinize masallar anlatın, gökyüzünü seyreden, senin çocukken oynadığın çok sevdiğin bir oyun varsa onu oynayın, sen de çocuğunla yeniden çocuk ol. En sevdiğiniz kitapları okuyun, kek yapın, birlikte bir şeyler üretin… Aklına ne geliyorsa, canın o an ne istiyorsa.
  • Peki bir hafta sonu cep telefonundan ve sosyal medyadan uzaklaşmaya ne dersin? İnan bu çok uzun bir süre değil, mesela mini bir seyahate çıkabilirsin ailece. Örneğin telefonun çekmediği bir yere gidersen böyle bir anı deneyimlemen daha garanti olur. Mesela bir köye gidebilirsin ya da bir kampa. Senede bir hafta sonu denenebilir mi ne dersin?

Deneyim Önerisi

Günde kaç dakika dijital ekranlarda vakit geçirdiğini hesapla. Sonra da sana davetim, çok yapmak isteyip bir türlü vakit bulamadığın bir şeyi hayata geçirmen. Örneğin çok istediğin bir kitabı okumak. Sosyal medyada harcayacağın günlük otuz dakikalık zamanı kitap okumaya ayırarak istediğin kitabı bitirebilirsin.

*Bu yazı Güneş Uslu “Anneliği Like Et” kitabından alıntılanmıştır.

Uzm. Psikolog Nur Öztürk İLMAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.